Yine bir Muniorganizasyon içeriğiyle karşınızdayız! Bu kez konumuz: “Engelli kişiye ne denir”.
Engelli Kişiye Ne Denir? Bir Kelimenin Ardındaki İnsan Hikâyesi
Kayseri’de yaşadığım mahallede, kışın soğuğunun insanın yüzünü titrettiği ama insanların sıcaklığıyla içini ısıttığı günlerden biriydi. O sabah her zamanki gibi günlüğümü açmış, birkaç satır yazıyordum. Ben 25 yaşında, hislerini içine atamayan, yaşadığı her küçük olayı bile defterine taşıyan biriyim. Bazen bir gülümsemeyi, bazen duyduğum bir cümleyi, bazen de kalbimde kalan bir kırgınlığı yazıyorum.
O gün günlüğüme yazdığım ilk cümle şuydu:
“Bazı kelimeler sadece söylenmez, insanın kalbine dokunur.”
Bu cümleyi yazmama sebep olan kişi ise mahallemizde yaşayan Mehmet abi olmuştu. Onu yıllardır tanıyordum. Tekerlekli sandalyesiyle her sabah aynı yoldan geçer, çevresindeki herkese selam verir, yüzünden eksik olmayan gülümsemesiyle insanlara umut aşılamayı başarırdı.
Bir gün onunla sohbet ederken aklımda uzun zamandır duran bir soruyu kendisine sordum:
“Mehmet abi, insanlar bazen nasıl hitap edeceklerini bilmiyor. Engelli kişiye ne denir?”
Soruyu sorarken biraz utandım. Çünkü yanlış bir kelime kullanmaktan, istemeden kırıcı olmaktan korkuyordum. Mehmet abi ise birkaç saniye sustu. Sonra yüzünde sakin bir ifadeyle bana baktı.
Bir Kelimeden Daha Fazlası: Saygı ve Değer
“Biliyor musun?” dedi. “Bazen insanlar doğru kelimeyi ararken asıl önemli şeyi unutuyor. Önce karşındaki kişinin insan olduğunu hatırlamak gerekiyor.”
O an içimde garip bir duygu oluştu. Hem kendimi sorguladım hem de insanların bazı konularda ne kadar çekingen davranabildiğini düşündüm. Çünkü çoğu zaman birine nasıl sesleneceğimizi düşünürken onun hayallerini, duygularını, mücadelelerini görmeyi unutabiliyoruz.
Engelli kişiye ne denir sorusunun aslında tek bir kelimelik cevabı yoktu. En doğru yaklaşım, kişinin kendisini nasıl tanımladığına saygı göstermekti. Genel olarak “engelli birey” ifadesi saygılı ve kapsayıcı bir kullanım olarak kabul edilir. Ancak her insanın kendi tercihi, kendi hikâyesi ve kendi bakış açısı vardır.
Mehmet abi bana şöyle demişti:
“Ben sadece sandalye kullanan biriyim. Ama aynı zamanda babayım, arkadaşım, komşuyum, hayalleri olan bir insanım. Beni sadece bir özelliğimle tanımlamasınlar yeter.”
Bu sözleri duyduğumda içimde büyük bir hüzün hissettim. Çünkü bazen farkında olmadan insanları tek bir yönüyle değerlendiriyoruz. Bir insanın yaşadığı zorluklar, onun bütün kimliği olmamalıydı.
Kayseri Sokaklarında Öğrendiğim Büyük Ders
Birkaç hafta sonra Mehmet abiyle yine karşılaştım. O gün hava çok güzeldi. Kayseri’nin o meşhur sakinliği vardı sokaklarda. İnsanlar çay ocaklarında sohbet ediyor, çocuklar mahallede oynuyordu.
Mehmet abi bana bir zamanlar yaşadığı zor bir anısını anlattı.
Gençlik yıllarında geçirdiği bir kaza sonrası hayatı tamamen değişmişti. İlk zamanlar aynaya bakmak bile istemediğini söyledi. İnsanların bakışlarından rahatsız olmuş, kendisini eksik hissetmişti.
Bunu anlatırken gözlerinde geçmişin izlerini gördüm.
“En zor şey fiziksel değişim değildi,” dedi. “En zor şey insanların bana acıyarak bakmasıydı.”
Bu cümle beni derinden etkiledi. Çünkü acımanın bazen iyilik gibi görünüp aslında insanı yalnız hissettirebileceğini o gün anladım.
Ben de günlüğüme o akşam şu satırları yazdım:
“Bir insanın ihtiyacı olan şey acınmak değil, anlaşılmak.”
Gerçekten de hayat bana bunu öğretiyordu. İnsanlar farklılıkları nedeniyle dışlanmak değil, olduğu gibi kabul edilmek istiyordu.
Yanlış Kelimeler, Derin Yaralar Bırakabilir
Mahallemizde bazen insanların düşünmeden konuştuğuna şahit oluyordum. Bazı kişiler iyi niyetle bile olsa kırıcı ifadeler kullanabiliyordu. Onların amacı kötü değildi belki ama kullanılan kelimeler bazen insanın kalbinde uzun süre kalabiliyordu.
Bir gün küçük bir çocuk Mehmet abiye yaklaşarak:
“Abi, sen neden böyle oturuyorsun?” diye sordu.
Çocuğun sorusu masumdu. Mehmet abi gülümsedi ve ona hayatını anlattı. Çocuk büyük bir dikkatle dinledi.
O an şunu düşündüm: Aslında çocuklar doğuştan önyargılı değildi. Onlara öğretilen bakış açıları zamanla oluşuyordu.
Eğer çocuklara küçük yaşta herkesin farklı olabileceğini ama herkesin aynı değere sahip olduğunu anlatırsak, daha anlayışlı bir toplum oluşturabiliriz.
Engelli Bireylere Bakışımı Değiştiren An
Mehmet abiyle tanışmadan önce ben de birçok insan gibi bazı konularda eksik düşünüyordum. Engelli bireylerin yaşadığı zorlukları sadece dışarıdan görebildiğimi sanıyordum. Fakat bir insanın hikâyesini dinleyince olayın ne kadar derin olduğunu fark ettim.
Bir gün ona:
“Hiç umudunu kaybettin mi?” diye sordum.
Gülümsedi.
“Elbette kaybettiğim zamanlar oldu,” dedi. “Ama sonra yeniden ayağa kalkmayı öğrendim.”
Bu cümle benim için çok değerliydi. Çünkü hepimiz hayatımızda farklı mücadeleler veriyoruz. Kiminin görünür bir engeli var, kiminin ise kimsenin bilmediği yaraları var.
O günden sonra insanlara bakışım değişti. Birini gördüğümde önce onun yaşadığı zorluğu değil, taşıdığı insanlığı görmeye çalışıyorum.
Saygılı Bir Dil Kurmanın Önemi
Dilimiz, insanlarla kurduğumuz bağın en güçlü araçlarından biridir. Söylediğimiz kelimeler bazen bir insanın gününü güzelleştirebilir, bazen de farkında olmadan kırgınlık bırakabilir.
Engelli kişiye ne denir sorusunun cevabını ararken öğrendiğim en önemli şey şuydu:
Bir insanı tanımlarken önce insan olduğunu unutmamak gerekir.
“Engelli birey” ifadesi birçok durumda saygılı bir kullanım olabilir. Ancak bundan daha önemli olan şey, kişinin kendi tercihine ve kendini ifade etme biçimine değer vermektir.
Çünkü her insanın bir adı, bir hikâyesi, bir geçmişi ve bir geleceğe dair hayali vardır.
Değerli Muniorganizasyon okurları, “Engelli kişiye ne denir” hakkındaki bu içeriğimizin sonuna ulaştınız. Umarız faydalı olmuştur!
Günlüğümde Kalan Son Cümle
Mehmet abiyle yaptığım o sohbetin üzerinden aylar geçti. Hâlâ zaman zaman günlüğümü açıp o günü hatırlıyorum.
O gün bana sadece doğru bir kelime öğretmedi. Bana insanlara nasıl bakmam gerektiğini öğretti.
Artık biliyorum ki hayatımızdaki en büyük engeller bazen bedenimizde değil, insanların birbirine karşı oluşturduğu duvarlardadır.
Bir insana değer vermek için onun bizimle aynı olmasını beklememeliyiz. Farklılıklar hayatın doğal bir parçasıdır.
Bugün biri bana “Engelli kişiye ne denir?” diye sorsa, ona önce şunu söylerim:
“Önce ona insan denir. Çünkü her şeyden önce o, duyguları, umutları ve hayalleri olan bir insandır.”
Ve sonra Mehmet abinin bana öğrettiği o cümleyi hatırlarım:
“Beni gördüğünde önce engelimi değil, beni gör.”
Bazen bir insanın hayatına dokunmak için büyük şeyler yapmaya gerek yoktur. Bazen doğru bir kelime, samimi bir bakış ve içten bir anlayış yeterlidir.